Dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ekim 2018 Perşembe

BUGÜN NE ÖĞRENDİM? #22

Öyle bir yer var ki ne savaşlar ne de ekonomik krizler orayı hiç etkilemiyor diyorum. Hayal gibi değil mi? Evet, böyle bir yer var.


Orası Tristan da Cunha…




Tristan da Cunha, dünyanın en ıssız yerleşim birimi ve aynı zamanda dünya üzerinde yerleşim olan, karaya en uzak ada. Atlantik Okyanusu'nun güneyinde yer alan ada, en yakın yerleşim yeri olan Güney Afrika’ya 2800 kilometre uzaklıkta olmasından dolayı dünyada ulaşılması en zor yer olarak kabul ediliyor. 




1506 yılında keşfedilen Tristan da Cunha, yüzyıllar boyu İtalyan, İngiliz ve Amerikalı yerleşimcilerin evi oldu. Atlas okyanusunda bulunan ve İngiliz Milletler Topluluğu'na bağlı olan bu aktif volkanik ada 1506 yılında Portekizli Amiral Tristao da Cunha tarafından keşfedilmiştir. 





Adada sosyal tesis olarak 1 okul, 1 hastane, 1 postane, 1 müze, 1 pastane, 1 bar ve 1 yüzme havuzu bulunuyor. 2015'de yapılan nüfus sayımına göre adanın nüfusu sadece 259 kişiden oluşuyor. Halk yerleşik olarak sadece bir noktada, adanın kuzey batısındaki bir yaylada hayatını sürdürüyor. Adanın kıyıları sert dalgalar ile sürekli dövülen kayalıklar ile kaplı. 




Halk tarım ve balıkçılık yaparak geçimini sağlıyor. Paraya ihtiyacın olmadığı adada, para harcayacak yer de pek bulunmuyor. :)




Tristan da Cunha, İngiltere’ye bağlı. Resmi dili İngilizce. Tabii doğal olarak adaya girmek için Britanya vizesi şart. Bu arada adaya ulaşım sadece, adada bulunan küçük bir liman sayesinde gerçekleşiyor.




Devamını Oku

17 Ekim 2018 Çarşamba

TAŞ SEKTİRMEYİ SİZDEN ÖĞRENECEK DEĞİLİZ Mİ ACABA?

Size Amerikalı Kurt Steiner, parlak sarı tişörtü ve beysbol şapkasının altındaki uzun saçlarıyla çok karizmatik duruyordu demeyeceğim çünkü asıl konumuz Kurt’un 2002 yılında taş sektirme dalında Guinness dünya rekorunu kırması. Attığı taş, Pennsylvania Franklin’de suyun yüzeyinde en az 40 kez sekmiş. 




Peki bu başarısının sebebi neymiş? 


Marsilya’daki Provence Üniversitesi’nden Christophe Clanet beyefendi kendine bu soruyu sorma ve yetmezmiş gibi de bir araştırma yapma gerekliliği görmüş. Laboratuvarında çeşitli ağırlık, şekil ve ebattaki alüminyum taşları bir su kütlesinin üzerinde tek tek denemiş. Taşın fırlatılma ve dönme hızını ve de suya çarpma hızını sürekli değiştirmiş. Sonrasındaysa yüksek hızlı bir video kamerayla seken bu taşları filme almış ve bizler için taş sektirme konusunda hayati öneme sahip şu tavsiyeleri oluşturmuş:


• Yassı bir taş seçilecek
• Oldukça hızlı fırlatılacak ki Steiner, taşı saatte 72 km hızla atıyormuş.
• Taşın kendi etrafında dönmesi sağlanacak, böylece taş rotasında kalacak. 
• Son olarak, taşın suya yaklaşık 20 derecelik bir açıyla çarptığından emin olunacak ve bu şekilde taşın suyla teması kısa tutulup en az enerji kaybı yaşanacak.

O kadarrrrrr ! :)

Devamını Oku

11 Ekim 2018 Perşembe

UZAY YOLCULUKLARI ASTRONOTLAR İÇİN TEHLİKELİ Mİ?

Bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırma, derin uzay yolculuğuna çıkan astronotların sindirim sistemlerinin zarar görebileceğini ortaya koymuş.




Georgetown Üniversitesi Tıp Merkezi’nde bulunan bir grup araştırmacı, yakın bir zamanda yaptıkları bir çalışma ile mide-bağırsak dokularının, galaktik kozmik radyasyon ile karşılaşmaları halinde fonksiyonlarının değiştiği yönünde görüş bildirmiş. Ve bu değişim mide ve kolon kanserine yol açabilirmiş. 


Bizler Dünya’da bu radyasyondan etkilenmiyoruz; çünkü gezegenimizin manyetosferi tarafından korunuyoruz. Fakat uzayda durum başka. İnsanoğlu bu radyasyonun aşırı dozlarını fazladan bir koruma olmadan kaldırabilecek şekilde evrilmiş değil, ayrıca mevcut koruma teknolojisi de bu radyasyonu engelleyemiyor.


Araştırma lideri Kamal Datta, durumu şöyle açıklıyor: “Demir ve silikon gibi ağır iyonlar, Dünya’da mevcut olan x-ray’ler ve gamma ışınları gibi kütlesiz fotonlara ve uzay dışındaki düşük kütleli protonlara kıyasla daha büyük kütleleri oldukları için zarar veriyorlar.”


Araştırmacılar deneylerini fareleri küçük dozlarda demir radyasyonuna maruz bırakarak yapmışlar ve bu tür bir radyasyona maruz kalan farelerin yiyeceklerdeki besinleri artık tam olarak sindiremediğini ve hatta kanser benzeri polipler geliştirdiklerini saptamışlar.

Devamını Oku

12 Ağustos 2018 Pazar

ARBEJDSGLæDE DİYORUM, NE Mİ DİYORUM?

Danimarka’nın dünyadaki en mutlu ülke olduğunu duymuş olabilirsiniz ama tek birincilikleri bu değilmiş. İş hayatlarında da dünyanın en mutlu çalışanlarını oluşturuyorlarmış. 





İş yerinde o kadar mutluymuşlar ki mutluluklarını ifade etmek için bir kelimeleri bile varmış: “Arbejdsglæde“ Bizim açımızdan hede hödö şeklinde anlamsız bir harf öbeği gibi göründüğünün farkındayım. :) Harflere takılmayın anlam derin.


“İş” anlamına gelen arbejde ve “mutluluk” manasındaki glæde kelimelerinin birleşimi olan arbejdsglæde “iş yerinde mutluluk” demekmiş. Ve bu kelime gezegendeki başka hiçbir dilde bulunmuyormuş. Sıkı bir araştırma yaptım, hakikaten yok !


Tabiki de bu bir rastlantı değil. Çünkü, Danimarka’daki işverenlerin dolayısıyla iş yerlerinin, çalışanlarını mutlu etmek gibi uzun zamandır devam eden bir gelenekleri varmış. Bu nedenle çalışanlarına iş yerinde keyifli vakitler geçirebilecekleri bir ortam hazırlıyorlarmış. Masalara bırakılan küçük şekerlemeler, ikram edilen kahveler, motive edici övgü sözleri, zarif iltifatlar, yorulduğunuzda ya da kafanızı toplamanız gerektiğinde 5 dakika boyunca telefondan, bilgisayardan gerekirse ofisten ayrılma hakkı gibi pek çok muhteşem örnek yani. Sonra tabi mutlu çalışanlar, verimli işler, mutlu işverenler ve sonunda da mutlu ülke…


Allahım bi zahmet beni de Danimarka’ya ışınlar mısın demem için al bana bir neden daha :)

Devamını Oku

12 AĞUSTOS FİL GÜNÜ

Onlar akıllılar. Aile odaklılar. Harika hatıralara ve muhteşem hafızalara sahipler. Empati ve öz-farkındalıktan oluşan geniş bir yelpazede acı, sevgi gibi derin duyguları hissedebiliyorlar. Sosyal yapıları güçlü, zor durumda olan bütün türlere yardım edebilecek kadar dayanışmacı, ölenlerin kemiklerine saygı gösterecek kadar vefalılar…




Bugün hem Batı hem de Doğu kültürlerinde hafızayı, bilgeliği, uzun yaşamı simgeleyen ve dokunarak, görerek, duyarak iletişim kuran fillerin günü. 


İşte tam da bu yüzden bugün var gücümüzle bağırıyoruz, yazıyoruz, söylüyoruz yani elimizden ne gelirse yapmaya çalışıyoruz ki bu muhteşem varlıklar öldürülmesin! 
Sirklere ya da hayvanat bahçelerine hapsedilmesin! 
Sırf dişleri için 15 dakikada 1 fil katledilmesin! 
Fildişi avcılığına ağır cezalar ve yaptırımlar gelsin!

Devamını Oku

11 Ağustos 2018 Cumartesi

PERSEID FESTİVALİNE DAVETLİSİNİZ

Her sene Ağustos ayı içerinde muhteşem manzaralar sunan Perseid meteor yağmuruna az bir zaman kaldı. Bu hafta sonu gerçekleşecek, alev topu olarak da bilinen Perseid meteor yağmurları, diğer meteor yağmurlarına kıyasla daha fazla ışık ve renk ortaya çıkarıyor ve daha uzun süreli izleme imkanı sunuyor.




Bu yılki meteor yağmurunu izlemek için gökyüzüne baktığımızda bu mükemmel şovu efsaneleştirecek bir de dolunay olacak. Perseid meteorları, güneşin 133 yıllık yörüngesini gezen Swift-Tuttle kuyruklu yıldızının enkaz kuyruğundan geçtiğinde gökyüzünü aydınlatacak.




Mükemmel meteor yağmuruna şahit olmak için en güzel zaman 12 Ağustos gecesi ve 13 Ağustos sabahlarının şafak öncesi erken sabah saatleri. 


GİRİŞ: ÜCRETSİZ
KİŞİ SAYISI: SINIRSIZ
AKTİVİTE: Dışarı Çık ve Göğe Bak! :)

Devamını Oku

9 Ağustos 2018 Perşembe

ABD DOLARINDA İLK SİYAHİ KADIN PORTRESİ DÖNEMİ

Artık 20 dolarların üzerinde ABD tarihindeki en önemli insan hakları savunucularından kölelik karşıtı Harriet Tubman'ın portresi yer alacak.





20 dolarlık banknotun ön yüzünde yer alan ve zamanında köle sahipliği de yapan eski başkan Andrew Jackson yerini, bir köle olarak dünyaya gelip özgürlüğünü kazanan ve beraberinde de 70 köleyi özgürlüğüne kavuşturan Harriet Tubman'a bırakacak. Jackson ise arka yüze taşınacak. 


Harriet Tubman Kimdir?

Harriet Tubman, 1820'de köle olarak dünyaya gelmiş ve Abraham Lincoln'ün köleliği kaldırmak üzere yaptığı girişimler sonucu çıkan ABD İç Savaşı'nda 70 köleyi kurtarmıştır.


Tubman, 70 köleyi, köleliğin yaygın olduğu Güney eyaletlerinden trene bindirerek kölelik karşıtı olan Kuzey eyaletlerine kaçırmıştır. Ancak Tubman bununla da yetinmemiştir. Tubman kölelikten o kadar nefret etmiştir ki sadece kaçmak değil, köleliği savunan güney eyaletlerini de çökertmek istemiştir. Bu nedenle iç savaş sırasında düşman hattının arkasına sızan keşif ekiplerine katılmış ve Kuzey Birliklerine Güney Birliklerinin mevzilerini ihbar etmiştir.


Devamını Oku

8 Ağustos 2018 Çarşamba

SOSYAL MEDYADA YENİ AKIM: PLOGGING


Dünyada yeni yeni ses getirmeye başlayan Plogging akımı, katılan kişilerin hem kalori yakmasını, hem de çevre temizliğine katkıda bulunmasını sağlıyor.





Sosyal medya, ilk defa güzel ve faydalı bir akıma ev sahipliği yapıyor olabilir. İsveç’te başlayan ve kısa sürede tüm dünyaya yayılan Plogging akımı, hem kişilerin daha hızlı kalori yakmasını sağlıyor hem de çevrenin temizlenmesine yardımcı oluyor.


Plogging akımı temel olarak aynı anda hem koşu yapıp hem de çevreyi temizlemek olarak tanımlanabilir. Elinde bir çöp poşeti ile koşuya çıkan kişiler, koşu yaptıkları sırada yerde buldukları plastik şişe, ambalaj gibi atıkları topluyorlar. Tabi herkesin ploggingi kendine :) Bundan mütevellit kimileri topladıkları atıkları giysilerinin bir kenarına sıkıştırmayı tercih ediyor.




İsveç merkezli bir fitness uygulaması olan Lifesum’a göre Plogging, sıradan bir koşuya göre daha fazla kalori yaktırıyor. Nedeni ise Plogging yapan kişilerin atıkları toplamak için yere eğildiklerinde squat yapmaktan daha fazla kalori harcıyor olmaları.


Lifesum tarafından yapılan açıklamaya göre sıradan 30 dakikalık bir egzersiz, vücudun 235 kalori yakmasına neden oluyor. 30 dakikalık Plogging ise 288 kalori yaktırıyor. Fark küçük olsa da faydası sanılandan daha büyük.


Günümüz toplumlarının tüketime olan düşkünlüğü, her gün tonlarca atığın ortaya çıkmasına neden oluyor. Plogging, vücuda sağladığı faydaların yanı sıra çevre temizliğine de katkı sağlıyor. Çevrede de bizim yaşadığımızı düşünürsek bu fayda nihayetinde bize yarıyor.




Plogging’in dünya çapında tutan bir akım haline gelmesindeki en önemli nedenlerden biri de #plogging etiketi ile fotoğraf paylaşan kişilerin çoğunun fit bir vücuda sahip olması. ‘Başarılı’ sporcuların plogging yaptığını gören kişiler, akıma daha fazla destek veriyor.


NOT: YAŞASIN plogging :)

Devamını Oku

BUGÜN NE ÖĞRENDİM? #16

Fark etmemiş olanlarınız var mı bilmiyorum ama ben yine de söyleyeyim dedim. Erkeklerin düğmeleri sağda iken, kadınların düğmeleri soldadır. Hâl böyle olunca erkeklerin işi sağdaki bir düğmeyi sola doğru iliklemek olduğu için gayet kolay. Peki, o vakit kadınlarınki neden diğer tarafta? Onlar solak mı? Tabii ki de kadınlarda da çoğunluk sağ elini kullanıyor. Hatta dünya nüfusunun yüzde doksanı sağlak.





Kadınlarda düğmelerin neden solda olduğunu anlamak için düğmenin çocukluğuna inmek gerekiyormuş meğerse :) Üşenmedim, indim.


Düğme ilk kullanılmaya başlandığı dönemde çok pahalı olduğu için çoğunlukla zengin kadınların düğmeli elbiseleri varmış. Hatta öyle ki, düğmeli elbise giymek bir statü sembolüymüş. O yıllarda kadınların elbiseleri oldukça da şatafatlıymış. Bunları ancak hizmetçilerinin yardımıyla giyebiliyorlarmış. Ayrıca hizmetçi tarafından giydirilmek de düğme sahibi olmak gibi havalı bir şeymiş. Asaletin gereği olarak kabul ediliyormuş.


Tabii o yıllarda şimdiki gibi hazır giyim yok. Her şeyi terziler dikiyor. İşte o terziler de, hizmetçiler rahat iliklesin diye, düğmeleri sol tarafa koyuyormuş. Bu durumda düğmeler kadının solunda, ama hizmetçinin sağında kalıyormuş.


Zamanla bu alışkanlık olmuş ve kadın düğmeleri hep sola takılmış. Hiç kimse bundan rahatsız olmasa gerek ki yüzyıllardır değiştirilmemiş. Günümüzde de böyle devam ediyor.

Devamını Oku

7 Ağustos 2018 Salı

7 AĞUSTOS DENİZ FENERİ GÜNÜ

Korumak ve uyarmak için karanlıkta parlayan görkemli ışıklar… 
En zor zamanlarda bize yardımcı olan arkadaşlar ya da akıl hocaları…
Onlar deniz fenerleri…
Sanırım 1500 derece sıcaklık beynimi yaktığı için konuyu bu şekilde dramatikleştirdim. Öte yandan yanıyoruz Güneş Reyizzzz! 




Neyse, asıl konu bugün…
Çünkü bugün 7 Ağustos Deniz Feneri Günü

Tarihteki ilk deniz fenerleri, gemilere yol göstermek için rahat görünmeleri amacıyla tepelerde ve yamaçlarda yapılmış. O dönemlerde yapılan deniz fenerlerinde, balina yağı kullanılarak büyük ateşler yakılıyormuş. 




Deniz fenerleri, tekne ve gemiler var olduğundan beri dünya kültüründe. Sisin, resiflerin, kayaların ve sahil şeridinin diğer tehlikelerinden korunmak için inşa edilmişlerdir. Üstündeki ışıklar ve renkler hangi tarafından geçmenin güvenli olduğunu ifade eder. Günümüzde geleneksel denizciler tarafından deniz navigasyonu olarak kullanılmaya devam edilmektedir.




Deniz Feneri, Fenerler, Şamandıralar ve Kamusal İskelelerin Kurulması ve Desteği Yasasının kabul edilmesinin ardından; 1989 yılında, 7 Ağustos Deniz Feneri Günü olarak anılmaya başlamıştır. 


İstanbul Boğazı’nın Marmara Denizi’ne yakın kısmında Salacak açıklarında bulunan Kız kulesi diye bilinen yapı da aslında bir deniz feneridir. Ülkemizde 2005 yılı bilgilerine göre 407 deniz feneri bulunuyor ve bu fenerlerin 53 tanesi İstanbul'da.


Nasıl Kutlayalım?

GPS ve radar sistemindeki teknolojik gelişmeler nedeniyle bir nevi tarihi mirasımız olan, deniz fenerlerinin boynu bükük kalmıştır. Bu nedenle bugün birini ziyaret ediyorsunuz. Tamam tamam selfie de çekilin :) Hoşça vakit geçirin ve kutlamaya katılın :)



Devamını Oku

6 Ağustos 2018 Pazartesi

BUGÜN NE ÖĞRENDİM? #15

Astrologlara göre, güneşini ayın ve diğer gök cisimlerinin konumları karakterimizin oluşumunda belirleyecidir ve doğduğumuz gündeki yıldız haritaları da burçlarımızı oluşturur.





Danimarka’daki Aarhus Üniversitesi’nden Peter Hartman bu yıldız büyücülüğünde doğruluk olup olmadığını tespit etmeye karar vermiş. Hartman, 15.000 gönüllünün doğum tarihleriyle kişilik ve zeka testlerinin sonuçlarını karşılaştırmış. Veriler büyük oranda, gönüllülerin birkaç sene boyunca anket doldurarak oluşturdukları Amerikan veritabanı olan National Longitude Study of the Youth’tan alınmış. Bu verilerden, örneğin bir insanın çekingen mi yoksa dışa dönük mü olduğu anlaşılabiliyormuş.


Sonuçlar aklımızı başımıza getirecek cinsten. 

Doğum tarihimiz ve dolayısıyla yıldızların ve gezegenlerin o andaki konumu, karakterimiz ve zekamızla ilgili hiçbir şey ifade etmiyormuş. Peki, hal böyleyken neden insanlar kendilerini astrologların o hede hödö kelimeleri ya da cümleleriyle tanımlıyor? Bunun sebebi de gayet basitmiş çünkü, kendimizi genel betimlemelerle tanımlama eğilimimiz varmış. Örneğin: Bazen kendinizi çok yalnız hissetseniz bile, yine de insanlarla beraber olmak hoşunuza gider, cümlesi aslında bir burca özgü bir gözlem olamaz. Lanet olsun tüm dünya nüfusu ara ara kendini böyle hisseder adamım, sana özgü değil yani :)


BURCUNUZA DEĞİL, KENDİNİZE İNANIN :)



Devamını Oku

3 Ağustos 2018 Cuma

ÖĞRENMESEM DE OLURDU #1

Arama motoru Google’a dünyanın en saçma binası yazıldığında çıkan 290 bin sonuç arasında ilk sıra Kahramanmaraş’ta iş merkezi olarak yapılan 19 katlı binamıza aitmiş. Zaten birinciyi biliyoruz ama ikinci kim durumu yani!




Dulkadiroğlu ilçesi İsmetpaşa Mahallesi Trabzon Bulvarı üzerinde 1994 yılında hizmete giren bina, 2 bin 110 metrekare alana kurulu sarı, mavi ve kırmızı renklerle kentin hemen hemen her yerinden görünüyormuş. (hay aksi)




Yaklaşık 90 bölümden oluşan binada, Dulkadiroğlu ve Onikişubat Kaymakamlığının yanı sıra, birkaç iş yeri de yer alıyormuş. Şehrin siluetini bozduğu iddia edilen binanın neredeyse yüzde 60’lık bölümü ise kullanılamıyormuş. (Kullanılmasın diye bina yapmakta da birinci değilizdir inşallah) 2011 yılında tahminen 28 milyon lira bedelle satılmak istenen ancak satılamayan bina, İl Özel İdaresi’nin kapanmasının ardından Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi mülkiyetine devredilmiş. Son yıllarda yıkılacağı söylenen binanın, ciddi masraflardan dolayı yıkılmasının ertelendiği de iddia ediliyormuş.




Devamını Oku

28 Temmuz 2018 Cumartesi

28 TEMMUZ DÜNYA RUJ GÜNÜ


Antik Mısır’da doğal pigmentler ve hayvan yağları karıştırarak günümüz rujlarının temeli atılmıştır. Ruja renk vermek için kızıl kurşun ve demir oksit kullanılmıştır. Ancak katılan bu malzemeler pas kokulu dudaklarla sonuçlanmıştır. Ne yapsak ne etsek de bu pis kokudan kurtulsak diyen kadınlar bir piramitte toplanıp kafa kafaya vererek (tarihteki ilk kadın günü ehuhee ehehu) rujların içine esanslar eklemeye karar vermişler. Zira, çivi yazılı bazı metinlerde, kadınların süsen çiçeği gibi bazı asitli bitkilerin sularını dudaklarını renklendirmek için kullandıklarından bahsedilir.






JAPON KADINLARININ RUJLARI

Eski dönemlerde Japon kadınların yoğun makyajla kalabalık arasına çıkmasına izin verilmiyordu. Bu nedenle yüzlerine beyaz, dudaklarına siyah sürerek yüzlerinde maske varmış gibi görünmeye çalışıyorlardı. O rujların temel maddesini katran ve balmumu oluşturuyordu. (Zift sürseydiniz)





KIRMIZI BÖCEĞİNDEN RUJ

Latin Amerika’da ve bazı doğu ülkelerinde rujlar, hayvansal kökenli boya olan carmin ile renklendiriyorlardı. Bu malzemenin kaynağı kırmızı böceğiydi. Bu böcekler toplanıyor, kurutuluyor daha sonra dövülerek kırmızı toz haline getiriliyordu. (Lanet gitsin)



ZARARLI RENGÂRENK MAKYAJ

Bazı kadınlar renklendirme amacıyla dudaklarına ezilmiş turuncu kil sürüyorlardı. Bazı tarihi belgelerde bu rujun etkileri korkutucu olarak gösteriliyor. Kadınlar yüzlerini beyaza, kaşlarını karaya, dudaklarını da mor veya turuncuya boyuyorlardı. Bu ilginç makyaj tarzı 11 ve 13. yüzyıllar arasında son derece olağandı. Engizisyon öncesinde Avrupalı kadınlar ruj olarak zincifre kullanıyorlardı. Ancak bu madde sağlığa son derece zararlıydı. (Kafayı mı yemiştiniz acaba?)



PAPALIK YASAĞI

Ortaçağ’da Papa yasakladığı için kadınlar makyaj yapmıyorlardı. Birkaç yüzyıl makyajdan uzaklaşılmış olsa da sonradan yoğun bir biçimde kullanılmaya başlandı. (Papa’nın boş vakti çokmuş ondandır makyaja takmış)



SADECE KADINLAR MI KULLANDI SANIYORSUNUZ?

17. yüzyılda, İngiltere’de parlamento erkekleri koruyan bir yasa çıkardı. Evlilik öncesi makyajla güzelleşen kadınların, evlilik sonrası makyajsız halini görüp beğenmeyen erkeklerin boşanmaları kolaylaştırılıyordu. 18. yüzyıla gelindiğinde ruj sadece kadınlar değil erkekler arasında da son derece popüler oldu. Fransız yargı sisteminde görevli erkekler carmin ve yağı karıştırarak ruj yapıyorlar ve bunu dudaklarına uyguluyorlardı. Böylelikle yüzlerini ön plana çıkarıyorlardı. (Yargıya güvenim sonsuz ama ayy ben gülerim)


Ruj bildiğimiz biçimine ilk kez 1915 yılında geldi. Birkaç yıl sonra da günlük bir alışkanlığa dönüştü. 


Bugün 28 Temmuz Dünya Ruj Günü…

Hem bu günün hatırına hem de ruj hakkında yaptığım bunca saçma araştırma hatırına dudaklarınıza kırmızının en güzel tonundan bir ruj kondurursunuz artık :)


Devamını Oku

25 Temmuz 2018 Çarşamba

18 HAZİRAN DÜNYA PANİK GÜNÜ

Panik yapmak için nasıl da ideal bir gün ama değil mi? Çünkü 18 Haziran her sene Dünya Panik Günü olarak kutlanıyor. Aklınıza gelen her şeyi ama her şeyi paniklemek için bir bahane olarak kullanabilirsiniz. Eyvah, evde patlıcan kalmamış! Aman Allahım elektirik süpürgesinin toz haznesi dolmuş! Kızım bugün ilk kez topuklu ayakkabı giydi ve saat 10 olmasına rağmen hala eve gelmedi kesin düşüp kafasını yardı, yetişin komşularrr! Patron niye öyle baktı yoksa internet kayıtlarımı inceleyip sürekli twitter’a girdiğimi mi öğrendi? Ayyy kocam işten erken geldi kesin kovuldu kesin!.. gibi her türlü delice panik serbest yani. :)





Not: Bu arada Panik kelimesi, Yunan çoban tanrı Pan’dan türetilmiş. Mitolojiye göre Pan, ormandaki gezginler arasında dolaşıp onları korkutarak eğleniyormuş. Kötü şakacı tanrı seni !


Çok da gaza gelmeyin, bi sakin olun  :)


Devamını Oku

24 Temmuz 2018 Salı

BUGÜN NE ÖĞRENDİM? #5




Venüs’ün Güneş’in etrafındaki bir turu tamamlaması 225 gün sürüyormuş. Bu, Dünya’daki bir yıldan daha kısa bir süre çünkü Venüs’ün, Güneş’in etrafındaki yörüngesi daha dar bir alanı kapsıyormuş. Buna karşın Dünya’nın kendi etrafındaki bir turu 24 saat. Venüs’ün aynı şeyi yapması ise tam olarak 243 dünya günü sürüyormuş. Yani Venüs’ün bir günü (243 dünya günü) Venüs’ün bir yılından (225 dünya günü) daha uzunmuş. Venüs bize de bir tur ver de yolumuzu bulalım diyesim gelmedi değil hani :)


Ayrıca Güneş Sistemi içerisinde diğer tüm gezegenlerden farklı olarak ters yönde kendi ekseni etrafında dönen tek gezegen de yine Venüs’müş. Bu nedenle Güneş batıdan doğuyor ve doğudan batıyormuş.


Herkes gider Mersin’e, bizim Venüs gider tersine…


Farklı kalın :)

Devamını Oku

4 Temmuz 2018 Çarşamba

21 OCAK DÜNYA SARILMA VE KUCAKLAŞMA GÜNÜ



21 Ocak Dünya Sarılma veya Kucaklaşma Günü olarak kutlanır. (National Hug Day ya da National Hugging Day) Gün, Amerikan Kevin Zaborney tarafından başlatılmıştır. İlk kez Caro (Michigan) şehrinde 21 Ocak 1986 tarihinde kutlanmış ve o günden sonra Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, İngiltere, Avustralya, Almanya ve Polonya’ da bu güne dâhil olmuştur.

Kevin Zaborney, Noel ve Sevgililer Günü arasında kalan zaman diliminden bir gün seçmiştir. Belki de bu günlerin çok soğuk geçmesi ve kış mevsimi boyunca bir çok kişinin depresif ve melankolik bir ruh haline büründüğünü fark edip hem dışımızı hem de içimizi ısıtacak bir şeyler yapması gerektiğini düşünmüştü. Çünkü Dünya Sarılma Günü' nün kurucusuna göre; yapmamanız gereken tek şey: Caddelerde koşmak ve yabancı insanları kucaklamakmış. 

Düşünsenize; berbat bir gün geçiriyorsunuz, hayal kırıklıklarınız boyunuza yaklaşmış, belki bir de dost kazığı yemiş ve henüz yutamamışsınız, kendimi mutlu edeyim deyip bir iki alışveriş yapmak istemiş fakat sonrasında Everest dağı kadar borcunuz olduğu aklınıza gelmiş, bir de iş yerinizdeki o bilmem ne işler müdürü x cadı kadın bu aralar performansınızın düştüğünü ve gözünün üzerinizde olacağını ima edip ruh halinize tuz biber ekmiş ve siz yeter ya deyip kendinizi dışarı atmışsınız. Yolda kafanızın tepesinde sıkıntılı düşünceler balonları ile yürürken, birden hiç tanımadığınız biri “Seni anlıyorum ve emin ol yalnız değilsin“ dercesine sıkı sıkı sarılıyor size. Burada yazıya bir es verin ve o anı düşünün…



Ben düşündüm, düşledim… Düşlerken fark ettim ki midemdeki kasım kasım kasılan o lanet kaslar gevşedi, omuzlarımdaki beni aşağı çeken o yükler sanki eskisi kadar ağır değillermiş gibi geldi ve ciğerlerim artık bana hainlik yapmayı bırakıp göğsümü umut yüklü havayla doldurdu ve sanki hayat bir nebze de olsa kolaylaştı… İşte sarılmanın gücü !

Demem o ki; Sarılın canlar, gönül ferahlığıyla doya doya sarılın, sarılın ki sevdiğinizi, sevildiğimizi ve bu boğucu ve zorlayıcı hayatta yalnız olmadığınızı, olmadığımızı birbirimize hatırlatalım.

Not: Bu günü unutmayın belki hedefinizi önceden belirlemek istersiniz J





Devamını Oku