üniversite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
üniversite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2018 Perşembe

DEĞERLİ EŞYALARINIZI ÇOCUKLARINIZIN ODASINDA SAKLAYIN!

Hırsızlar evleri soymaya önce hangi odadan başlar ve nasıl işe girişirler?


Portsmouth Üniversitesi’nden Claire Nee ve Amy Meenaghan, hapishaneleri ziyaret edip bizzat suçlulara bu soruyu sormaya karar vermişler. Bu eleme süresince psikologlar oldukça katı kriterler belirlemişler: Sadece, son üç senede en az 20 soygun gerçekleştiren suçlalar seçilmiş. Yaşları 21 ile 60 arasında değişen elli soyguncuyla görüşme kararlaştırılmış. Her on tanesinden dokuzu soygun sırasında belirli bir düzene göre çalıştıklarını söylemiş. Peki nasıl bir düzen bu?


Birçoğu işe önce yetişkinlerin yatak odalarından başlayıp oturma odasıyla devam edip, yemek odası ve çalışma odası üzerinden giderek, soygunu mutfakla sonlandırdıklarını söylemişler. Hatta araştırmacılara; “İnsanlar nesneleri her zaman aynı temel noktalara bırakırlar bu yüzden bu işi gözlerim kapalı bile yapabilirim” demiş hırsızlardan biri.


Durum böyleyken şu soru düşmüş akıllara; “Peki hangi odalara hiç dokunulmuyor?” Tabii ki çocukların odaları diyor hırsızlar, çünkü o odalarda değerli hiçbir şey olmaz.


Demek ki neymiş efendim? O mücevherler tabii varsa, her ihtimale karşı çocukların odasında saklanacakmış. 

Devamını Oku

26 Ekim 2018 Cuma

SÜPERMARKETE GİTMEYİN MUTLU OLUN

İçinde yolunuzu kaybedeceğiniz ve birbirinden farklı ve güzel ürünleri bulabileceğiniz büyük bir süpermarketin size sundukları gerçekten heyecan verici olabilir. Olaya başka bir açıdan bakarsak bu yüzlerce bunaltıcı seçenek sayısı bizi gerçekten mutlu ediyor mu?




İşte tam da bu sorunun cevabını bulmak isteyen ABD’deki Stanford ve Columbia üniversitelerinden bir grup araştırmacı bir deney düzenlemeye karar vermiş. Gelip kendilerine sunulan çikolataları tatmaya hazır 134 tane çikolatasever bulmuşlar. 


Gönüllülerin bir bölümüne değişik tatlarda altı çikolata verilmiş; diğerlerine ise en az otuz tat sunulmuş. Bu arada araştırmacı gönüllülere küçük bir yalan söylemiş. “İnsanların çikolatalarını nasıl seçtikleri ile ilgili bir market araştırması yapıyoruz. Yapmanız gereken, çikolataların isimlerine ve çikolatalara bakmak ve hangisini kendiniz için satın almayı seçeceğinizi bana söylemek.” Bu küçük yalan sayesinde gönüllüler, bir lezzeti seçmek ve ardından bu seçimi değerlendirmek zorunda bırakılmışlar. 


Otuz değişik lezzet arasında seçim yapan çikolataseverler deney esnasında daha çok keyif almışlar fakat sonunda altı tane seçeneğe sahip olanlara kıyasla daha az tatmin olmuşlar. Peki bunun sebebi neymiş?


Oldukça basit, seçenek sayısı arttıkça, acaba daha lezzetli başka bir çikolata var mı diye duyulan kuşku da artıyormuş. 




Demek ki bundan sonra süpermarkete gitmek yerine hemen köşe başındaki bakkal Muhittin amcaya gidiyormuşuz. Benim canım bakkalım yaaa :)

Devamını Oku

24 Ekim 2018 Çarşamba

ARKANIZA YASLANIN SIRTINIZ DA SEVİNSİN

Sandalyemizde dik oturmak sırtımız için en iyisidir diyorlar öyle değil mi?

-Yanlışmış!





Kanada’nın Alberta Üniversitesi’ndeki araştırmada; sırt sorunları olmayan sağlıklı katılımcılar, vücudu manyetik ışınlarla değerlendiren MR taramasından geçirilmişler. Normalde bu tarayıcılar, uzanan kişinin etrafını saran dar bir tünel şeklindedir. (Şuraya sırf bu yüzden MR’dan nefret eden bir ben çizelim) Bu deneyde ise, içinde oturulabilen özel ve büyük bir model kullanılmış. Gönüllüler bir sandalyede üç değişik şekilde oturmuşlar: Hafifçe öne eğilerek, tamamen dik ve hafifçe arkaya yaslanarak. 


Araştırmacılar MR taramalarının sonuçlarını incelerken diğer noktaların yanı sıra omurlar arasındaki disklerin hareketlerine ve kalınlıklarını da göz önünde bulundurmuşlar. 


Sonuç ne çıkmış dersiniz?

Omurilikteki stres, sırt ve bacakların uyluk bölümü 90 derecelik açı yaptığında, yani dik oturulduğunda en üst düzeye çıkıyormuş. Öne eğilmek de, alt sırt bölgesine büyük bir yük bindirdiğinden kötüymüş. Doğru olansa hafifçe arkaya yaslanmakmış. 

Devamını Oku

16 Ekim 2018 Salı

AMA BEN ELLER SERBEST KONUŞUYORDUM AZRAİL BEY!

Araba kullanırken kulağınıza yapıştırdığınız telefon ile yakalanırsanız sıkı bir trafik cezası yersiniz. Oysa ki telefonunuzu elinizde tutmadan kullanabilme özelliği diye adlandırılan “eller serbest” diğer bir deyişle “hands-free” konuşma da bu durum geçerli değildir. Utah Üniversitesi’ndeki araştırmacılara göre bu uygulama başlı başına bir adaletsizlikmiş.




Hazırlanan bir çalışmada, deneyimli sürücüler bir simülatöre oturtularak onlardan sanal bir arabayı takip etmeleri istenmiş. Sürüş esnasında bir yandan da cep telefonuyla ya kulaklarında tutarak ya da eller serbest şeklinde konuşmaları istenmiş. Bir kontrol grubundaki gönüllüler ise dikkatlerini dağıtacak hiçbir şey olmadan sürüşü gerçekleştiriyorlarmış. 


İki gruptaki sürücülerin de yapması gereken tek şey: sanal araba yavaşladığında frenlere asılmakmış. Peki sonuç ne olmuş?


Telefonla konuşan sürücüler, eller serbest kullananlar da dahil olmak üzere, telefonla konuşmayanlara kıyasla yüzde 9 daha geç fren yapmışlar. Hatta deney sırasında, 40 kişilik telefonlu gruptan üç sürücü, önde takip ettikleri arabaya çarpmış.


Demek ki neymiş efendim?
Eller serbest bile olsa, trafikte o telefonla konuşulmayacakmış. 

Devamını Oku

11 Ekim 2018 Perşembe

BİR KOLA BÜKÜCÜ OLARAK: PİPET

Bana kolayı nasıl içtiğinizi söyleyin, ben de size ağzınızdaki çürüklerin sayısını söyleyeyim demiş, Mohamed Bassiouny…





Philadelphia’daki Temple Üniversitesi’nde diş hekimliği profesörü Mohamed Bassiouny yaptığı araştırmada kola tüketen ergenlik çağındaki iki gencin ağzını gözlemlemiş. Birinci genç, günde 2 litreden fazla kola tüketen ve kolayı doğrudan şişeden tüketen bir oğlanmış. Sonuç, ufalanan dişler, kahverengi - siyah lekeler ve kokan bir nefes olmuş. Genç oğlan, konuşması gerekmediği zamanlarda, tüm bu negatiflikleri saklamak adına dudaklarını birbirine bastırarak ağzını sıkıca kapalı tutuyormuş.


Gözlemleyip belgelediği ikinci ağız ise 16 yaşında bir genç kıza aitmiş. Kız, günde yaklaşık 1,5 litre kolayı, dudaklarının arasına alıp dişlerinin hemen önünde tuttuğu bir pipetle tüketiyormuş. Sonuç, onun dişleri de oldukça kötü etkilenmiş tek fark bu etkilenmenin değişik bölgede olmasıymış. Oğlan, kolanın içindeki asit ve şekerlerle arka taraftaki azı dişlerini çürütürken, kızın ön dişleri çürümüş.


Peki, nasıl içmelisiniz demeden önce içmeyin şu lanet şeyi demek istedim. Yok ben illa içerim, içme isteğime karşı koyamam diyorsanız da (!) dişlerle o pis şeyin temasını minimuma indirgemek için, pipet kullanarak ağzınızın derinliklerine doğru yani dişlerinizin arkasından içmenizi öneriyormuş Bay Bassiouny. 

Devamını Oku

UZAY YOLCULUKLARI ASTRONOTLAR İÇİN TEHLİKELİ Mİ?

Bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırma, derin uzay yolculuğuna çıkan astronotların sindirim sistemlerinin zarar görebileceğini ortaya koymuş.




Georgetown Üniversitesi Tıp Merkezi’nde bulunan bir grup araştırmacı, yakın bir zamanda yaptıkları bir çalışma ile mide-bağırsak dokularının, galaktik kozmik radyasyon ile karşılaşmaları halinde fonksiyonlarının değiştiği yönünde görüş bildirmiş. Ve bu değişim mide ve kolon kanserine yol açabilirmiş. 


Bizler Dünya’da bu radyasyondan etkilenmiyoruz; çünkü gezegenimizin manyetosferi tarafından korunuyoruz. Fakat uzayda durum başka. İnsanoğlu bu radyasyonun aşırı dozlarını fazladan bir koruma olmadan kaldırabilecek şekilde evrilmiş değil, ayrıca mevcut koruma teknolojisi de bu radyasyonu engelleyemiyor.


Araştırma lideri Kamal Datta, durumu şöyle açıklıyor: “Demir ve silikon gibi ağır iyonlar, Dünya’da mevcut olan x-ray’ler ve gamma ışınları gibi kütlesiz fotonlara ve uzay dışındaki düşük kütleli protonlara kıyasla daha büyük kütleleri oldukları için zarar veriyorlar.”


Araştırmacılar deneylerini fareleri küçük dozlarda demir radyasyonuna maruz bırakarak yapmışlar ve bu tür bir radyasyona maruz kalan farelerin yiyeceklerdeki besinleri artık tam olarak sindiremediğini ve hatta kanser benzeri polipler geliştirdiklerini saptamışlar.

Devamını Oku

3 Ekim 2018 Çarşamba

KLOZET KAPAĞINDAN YİYİN, O BİLE DAHA HİJYENİK DİYORLAR!

Arizona Üniversitesi’nden Pat Ruskin, klozet kapağında kesme tahtasındakinin üçte biri kadar bakteri yaşadığını keşfetmiş. Evet, hep bir ağızdan “Ruskin senin kafan mı güzel adamım” deme zorunluluğu hissetsek de öte yandan adam araştırmış.




Nedeniyse şuymuş; klozet kapakları çok fazla bakteriyi canlı olarak barındırmak için fazla pürüzsüz ve kuruymuş. Buna karşılık kesme tahtasının ahşabı oyuklarla doluymuş ve tamamen kurusa bile rutubeti kesinlikle kaybolmuyormuş. Tam da bu yüzden kirli eller ya da ürünler aracılığı ile kesme tahtasıyla temas eden bakteriler, orada mutlu mesut yaşayan koloniler oluşturuyormuş.


Kesme tahtası ve bakteri olayı çok mantıklı ama klozet kapağı demeseydi iyiydi :)

Devamını Oku

26 Eylül 2018 Çarşamba

SAĞ BURUN DELİĞİNİZİ SEVİN

Eğer nane veya vanilyanın kokusundan keyif almak istiyorsak;  sol burun deliğimizi bastırarak kapatıp kokuyu sağ burun deliğimizden içimize çekmemiz gerekiyormuş.





California Üniversitesi‘nden Larry Cahill bu sonuca ulaşmak için şöyle bir araştırma yapmış. Gönüllülerden oluşan 32 kişiye hindistancevizinden limona kadar değişen sekiz farklı koku verilmiş. Deneyde parfüm damlaları da kullanılmış fakat damlalar kapalı tüplerde saklanıldığından ne oldukları belli olmuyormuş. Gönüllülerden burun deliklerinden birini kapatarak her tüpü iki saniye boyunca koklamaları istenmiş. Her koku için bir puan vermişler. Bir dakikalık aradan sonra araştırmacılar bir sonraki kokuyu sunmuşlar. Bu şekilde sekiz farklı koku denekler tarafından puanlanmış.


Bir hafta sonra tüm deney bir farkla tekrarlanmış: Gönüllülerden bu kez diğer burun delikleriyle koklamaları istenmiş. Peki bu bir fark yaratmış mı? Cevap: kesinlikle evet! 


Sağ burun deliği ile koklamak daha fazla zevk verirken, sol burun deliğini kullanmak parfümlerin isimlerini belirlemede daha doğru sonuç veriyormuş. Bunun açıklaması ise, burun deliklerimizin koklayarak topladıkları verileri beynin bağlı oldukları tarafına yollamalarıymış. Yani beynin sağ tarafı duygularla daha ilgili olduğu için kokulardan daha fazla keyif alıyormuş. Beynin sol tarafı ise daha çok lisan oluşumuyla ilgili olduğu için anason ve karamel gibi kelimeleri sol burun deliğimizden aldığımız kokularla eşleştiriyormuş. 


Demek ki her koku seninle daha güzelmiş; benim güzel, minik ve sevimli sağ burun deliğim :) Gel sarılalım gelllll :)

Devamını Oku