Amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2018 Perşembe

BUGÜN NE ÖĞRENDİM? #23

Washington’da bir huzurevinin içinde açılan anaokulu hem küçük çocukların hem de huzurevi sakinlerinin hayatlarına muhteşem bir dokunuş yapmış.





Yaklaşık 400 kişinin yaşamını devam ettirdiği huzurevinde açılan anaokulu, kendini hayatın dışında kalmış ve yalnız hisseden yaşlılarla, 1 ile 5 yaş arası küçük çocukları bir araya getirmiş.





Kuşaklararası Öğrenme Merkezi (ILC) ismi verilen bu merkezde yaşlılar ve küçük çocuklar gün boyu birlikte zaman geçiriyorlar; müzik dinlemek, dans etmek, resim yapmak, birlikte yemek yemek, hikâye anlatım seansları düzenlemek gibi birçok aktivite gerçekleştiriyorlar. Bu  simbiyotik yaşam biçimi, her iki yaş grubundakilerde de olumlu duygular yaratıyor.




Küçük çocuklar; yaşlılarla ve engelli insanlarla sağlıklı iletişim kurmayı öğreniyor, kendilerinden çok daha fazla deneyim sahibi olan yaşlılardan bilgi ediniyor, öğreniyor ve en önemlisi koşulsuz sevgiyle tanışıyorlar.




Huzurevi sakinleri ise; hayatlarına giren bu küçük melekler sayesinde daha mutlular. Kendilerini yeniden sosyal hayata dönmüş ve aktif hissediyorlar. Yalnızlık duygusundan uzaklaşmaları sonucunda da depresyon ve benzeri rahatsızlıklarından kurtuluyorlar. 




Muhteşem bir uygulama… 

Bu fikri ortaya atan ve uygulamaya geçiren herkesin önünde tek tek eğiliyorum ve onlara minnettar olduğumu söylemek istiyorum. Dilerim bu uygulama tüm dünyaya yayılır ve bir mutluluk zinciri yaratır. 



Devamını Oku

26 Ekim 2018 Cuma

SÜPERMARKETE GİTMEYİN MUTLU OLUN

İçinde yolunuzu kaybedeceğiniz ve birbirinden farklı ve güzel ürünleri bulabileceğiniz büyük bir süpermarketin size sundukları gerçekten heyecan verici olabilir. Olaya başka bir açıdan bakarsak bu yüzlerce bunaltıcı seçenek sayısı bizi gerçekten mutlu ediyor mu?




İşte tam da bu sorunun cevabını bulmak isteyen ABD’deki Stanford ve Columbia üniversitelerinden bir grup araştırmacı bir deney düzenlemeye karar vermiş. Gelip kendilerine sunulan çikolataları tatmaya hazır 134 tane çikolatasever bulmuşlar. 


Gönüllülerin bir bölümüne değişik tatlarda altı çikolata verilmiş; diğerlerine ise en az otuz tat sunulmuş. Bu arada araştırmacı gönüllülere küçük bir yalan söylemiş. “İnsanların çikolatalarını nasıl seçtikleri ile ilgili bir market araştırması yapıyoruz. Yapmanız gereken, çikolataların isimlerine ve çikolatalara bakmak ve hangisini kendiniz için satın almayı seçeceğinizi bana söylemek.” Bu küçük yalan sayesinde gönüllüler, bir lezzeti seçmek ve ardından bu seçimi değerlendirmek zorunda bırakılmışlar. 


Otuz değişik lezzet arasında seçim yapan çikolataseverler deney esnasında daha çok keyif almışlar fakat sonunda altı tane seçeneğe sahip olanlara kıyasla daha az tatmin olmuşlar. Peki bunun sebebi neymiş?


Oldukça basit, seçenek sayısı arttıkça, acaba daha lezzetli başka bir çikolata var mı diye duyulan kuşku da artıyormuş. 




Demek ki bundan sonra süpermarkete gitmek yerine hemen köşe başındaki bakkal Muhittin amcaya gidiyormuşuz. Benim canım bakkalım yaaa :)

Devamını Oku

24 Ekim 2018 Çarşamba

BUGÜN NE ÖĞRENDİM? #21

Sezar (Caeser) salatayı, antik Roma halkının huzurunda bir iki Hristiyan’ı sırf eğlence olsun diye aslanlara atmadan önce bir köşede yayıla yayıla öğle yemeği yiyen, o suratsız imparator icat etmemiş. Yani yanlış biliyormuşuz. Aslında bu salata bir asırdan kısa bir süre önce Meksika’da bulunmuş. 




İşte hikayesi:


İtalya da doğan Caesar Cardini, Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında üç erkek kardeşiyle birlikte Amerika’ya göç etti. Bu dönem, Amerika’da Asil Deneyim diye adlandırılan içki satışının, üretiminin ve sevkiyatının yasaklandığı 1920 ile 1933 yılları arasındaki içki yasağı dönemiydi. Yasağın amacı, Amerikan halkının ahlakını ve davranışlarını düzeltmekti ama tam aksine özellikle bu dönemde örgütlü suçlarda müthiş bir artış görüldü. Bir iki kadeh içki için insanların neleri göze alabildiğini gören Caeser ve kardeşi Alex, hal böyleyken bu ortamdan yasal bir iş fırsatı yakalanabileceğini gördüler ve bunu değerlendirdiler. 1924’te Los Angeles’tan Meksika sınırının ötesine kısa bir yolculukla Tijuana’ya gittiler ve orada bir restoran açtılar. Tijuana o sıralarda o dönemde hafta sonu partilerine meraklı olan Güney Kaliforniyalıların gözde kentlerinden biri haline gelmişti.


Cardinilerin sert alkol ve lezzetli İtalyan yemeği kombinasyonu başarılı oldu ve 4 Temmuz Bağımsızlık Günü kutlamaları için o kadar fazla sipariş aldılar ki Ceasar’ın kızı Rosa’nın anlattığına göre, babasının sarhoş müşterilerine yedirdiği malzeme stokları göz açıp kapayıncaya kadar tükendi. Bunun üzerine Cardini, mutfakta kalan ne varsa karıştırıp bir salata yaptı. Böylece marul, kruton, parmesan peyniri, yumurta, zeytinyağı, limon suyu, karabiber ve Worcestershire sosundan oluşan bir salata ortaya çıktı. Basitliğini perdelemek için olsa gerek, Cardini salatayı masaya getirdi ve müşterilerin önünde teatral bir sunumla tüm yapraklar yoğun kıvamlı sosa bulanıncaya kadar tabağı çalkaladı.




Anlatılanlara göre hafta sonu eğlenmek için uçağa atlayıp oraya gelen bir grup Hollywood film yıldızı salatayı o kadar çok beğendi ki Alex salataya onların şerefine “Uçucular Salatası” adını verdi. Sonraları, restoran Commercial Oteli’nin zemin katına taşınınca Cardini kardeşler bu salatanın ilk olarak nasıl ortaya çıktığını anlattılar ve böylece salataya Ceaser (Sezar) adı verildi. 


Doğaçlama salata tabağı sayesinde Cardini zengin oldu ve sonunda meşhur buluşunu 1948 yılında tescil ettirdi. Cardini şirketi, bugün Amerika’nın sayıları sürekli artan yağ ve sos ürünleri pazarında hala liderliğini koruyor.

Devamını Oku

28 Eylül 2018 Cuma

28 EYLÜL APTALCA BİR SORU SOR GÜNÜ

1980'lerde bir grup öğretmen, öğrencilerinin aptalca bulunmasından ya da aptal durumuna düşmekten korktukları için soru sormadıklarını fark ettiler. Böylece öğrencilerin alay konusu olma korkusu olmaksızın, sınıfla merak ettiklerini paylaşmaları ve konu ne olursa olsun soru sormalarına teşvik etmek için güvenli bir gün yarattılar. İşte o gün 28 Eylül Aptalca Bir Soru Sor Günü olarak, o zamandan beri Amerikan Okulları tarafından kutlanan yıllık bir gelenek haline geldi ve bu gelenek son zamanlarda İngiltere ve Hindistan'a kadar yayıldı. Umarım Türkiye’de bundan nasibini alır. 





Hatırladığım ilk aptalca sorumu altı yaşımda anneme sormuştum. Abimin sünnetinden bir gün önce ona rengarenk süslerle donatılmış bir yatak hazırlanıyordu ve yatağı çok beğenmiştim. Yatakta bende yatmak istiyordum öyleyse benim de sünnet olmam mı gerekiyordu? O zaman beni neden sünnet etmiyorlardı? Abim yatağını paylaşmak mı istemiyordu? Sünnet olmayana süslü yatak yok muydu? soruları beynimde dönüp duruyordu. Sonunda dayanamadım ve anneme ben neden sünnet olamıyorum diye sordum. Annem akıllı kadındır ve öğretmeyi sever. Bu nedenle beni kucağına alıp durumu altı yaşındaki Elif’i ikna edene dek açıkladı. Sonra sünnet olamayacağımı anladım ve dışarı çıktım. Oynarken düştüm ve sünneti kolum alçıda abimle aynı yatakta yatarak geçirdim :) 





Neyse benim anılarımdan çıkalım ve günü nasıl kutlayalım onu düşünelim. Mesela bir grup arkadaş bir araya gelelim ve masaya bir kâse koyalım. Herkes aklına takılan ya da duş alırken durup düşünmesine yol açan veya yolda giderken kafasının üstünde bir ampul yanmasını sağlayan sorularını küçük bir kağıda yazsın ve kasenin içine atsın. Sonra herkes çektiği soruyu cevaplamaya çalışsın. Beraber kafa yoralım. Çıkışı bulamasak da düşünürken eğlenelim, soru sormak hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı göreceksiniz. 


Sonuç olarak, unutmayalım öğrenme isteği meraktan gelir. Bilgiye ulaştıran da meraktır. Merak etmeyi bırakmayın ve her ne olursa olsun biliyormuş gibi yapmayın, bilmemekten utanmayın ve ne kadar saçma bulunacağı konusunu da çok takmayın.  Ve soru sormaktan hiç vazgeçmeyin.


Ayrıca uzmanlar aptalca bir sorunun olmadığını söylüyorlar. Öyleyse ne diye bekliyorsunuz? Gelsin sorular :) 

Günümüz kutlu olsun canlar…

Devamını Oku

9 Ağustos 2018 Perşembe

ABD DOLARINDA İLK SİYAHİ KADIN PORTRESİ DÖNEMİ

Artık 20 dolarların üzerinde ABD tarihindeki en önemli insan hakları savunucularından kölelik karşıtı Harriet Tubman'ın portresi yer alacak.





20 dolarlık banknotun ön yüzünde yer alan ve zamanında köle sahipliği de yapan eski başkan Andrew Jackson yerini, bir köle olarak dünyaya gelip özgürlüğünü kazanan ve beraberinde de 70 köleyi özgürlüğüne kavuşturan Harriet Tubman'a bırakacak. Jackson ise arka yüze taşınacak. 


Harriet Tubman Kimdir?

Harriet Tubman, 1820'de köle olarak dünyaya gelmiş ve Abraham Lincoln'ün köleliği kaldırmak üzere yaptığı girişimler sonucu çıkan ABD İç Savaşı'nda 70 köleyi kurtarmıştır.


Tubman, 70 köleyi, köleliğin yaygın olduğu Güney eyaletlerinden trene bindirerek kölelik karşıtı olan Kuzey eyaletlerine kaçırmıştır. Ancak Tubman bununla da yetinmemiştir. Tubman kölelikten o kadar nefret etmiştir ki sadece kaçmak değil, köleliği savunan güney eyaletlerini de çökertmek istemiştir. Bu nedenle iç savaş sırasında düşman hattının arkasına sızan keşif ekiplerine katılmış ve Kuzey Birliklerine Güney Birliklerinin mevzilerini ihbar etmiştir.


Devamını Oku

7 Ağustos 2018 Salı

YASAK KARDEŞİM YASAK !

Ünlü çizgi film Winnie the Pooh'nun yeni bir uyarlaması olan Christopher Robin isimli film Çin'de gösterime giremeyecek. Uygulamanın arkasında Çin hükümetinin, Devlet Başkanı Şi ile Winnie the Pooh arasındaki fiziksel benzerlikle ilgili yapılan yorumlardan duyduğu rahatsızlığın olduğu iddia ediliyor.




The Guardian'ın Hollywood Reporter'dan aktardığı habere göre Çin 'de, AA Milne'nin ünlü Winnie the Pooh hikayesinin yeni bir uyarlaması olan Christopher Robin isimli filmin gösterime girmemesine karar verildi.


Çinlilerin, Şi Cinping hükümetini eleştirmek için kullandıkları figürlerden biri olan Winnie the Pooh, ilk kez Çin hükümetinin hedef tahtasına oturmuyor. Daha önce Çin sosyal medyasında, ünlü çizgi film karakterinin fotoğrafları sansürlenmişti.




Çin hükümetinin Winnie ile savaşı 2013 yılında, Şi'nin Washington ziyareti sırasında ABD Başkanı Barack Obama ile çekilen bir fotoğrafla başlamıştı. İki liderin fotoğrafı sosyal medyada Winnie ve Tigger'ın içinde bulunduğu bir kareye benzetilmişti.


Dünyalı olarak muhteşem delirmedik mi sizce de ?
Devamını Oku

6 Ağustos 2018 Pazartesi

BUGÜN NE ÖĞRENDİM? #15

Astrologlara göre, güneşini ayın ve diğer gök cisimlerinin konumları karakterimizin oluşumunda belirleyecidir ve doğduğumuz gündeki yıldız haritaları da burçlarımızı oluşturur.





Danimarka’daki Aarhus Üniversitesi’nden Peter Hartman bu yıldız büyücülüğünde doğruluk olup olmadığını tespit etmeye karar vermiş. Hartman, 15.000 gönüllünün doğum tarihleriyle kişilik ve zeka testlerinin sonuçlarını karşılaştırmış. Veriler büyük oranda, gönüllülerin birkaç sene boyunca anket doldurarak oluşturdukları Amerikan veritabanı olan National Longitude Study of the Youth’tan alınmış. Bu verilerden, örneğin bir insanın çekingen mi yoksa dışa dönük mü olduğu anlaşılabiliyormuş.


Sonuçlar aklımızı başımıza getirecek cinsten. 

Doğum tarihimiz ve dolayısıyla yıldızların ve gezegenlerin o andaki konumu, karakterimiz ve zekamızla ilgili hiçbir şey ifade etmiyormuş. Peki, hal böyleyken neden insanlar kendilerini astrologların o hede hödö kelimeleri ya da cümleleriyle tanımlıyor? Bunun sebebi de gayet basitmiş çünkü, kendimizi genel betimlemelerle tanımlama eğilimimiz varmış. Örneğin: Bazen kendinizi çok yalnız hissetseniz bile, yine de insanlarla beraber olmak hoşunuza gider, cümlesi aslında bir burca özgü bir gözlem olamaz. Lanet olsun tüm dünya nüfusu ara ara kendini böyle hisseder adamım, sana özgü değil yani :)


BURCUNUZA DEĞİL, KENDİNİZE İNANIN :)



Devamını Oku

3 Ağustos 2018 Cuma

BUGÜN NE ÖĞRENDİM? #13

KIRIK PENCERELER TEORİSİ

Amerikalı suç psikoloğu Philip Zimbardo’nun 1969 yılında yaptığı bir deneyde; plakası olmayan iki otomobilden birini suç oranının yüksek ve insanların çoğunlukla fakir olduğu Bronx bölgesinde bir sokağa, diğerini de daha elit ve zengin insanların bulunduğu Palo Alto’daki bir sokağa bırakmış. İki aracın da kaputlarını hafif aralık koyarak, gizli kamerayla izlemeye koyulmuş.




Bronx’taki araba 3 gün içinde yağmalanmış. Diğer arabaya ise bir hafta boyunca dokunan olmamış. Daha sonra Zimbardo, sağlam olan arabanın yanına giderek kelebek camını çekiçle kırıp oradan uzaklaşmış. Bu olaya şahit olan gayet düzgün giyimli, serseriye benzemeyen insanlar o aracı kısa süre içinde yağmalamışlar. Zimbardo bu olayı şu şekilde yorumlamış; “Elbette toplumda, Bronx gibi bir mahallede terk edilmiş bir haldeki mülkiyetin daha hızlı sürede parçalanacağı veya çalınacağı inancı yaygındır. Karşılıklı nezaket ve saygı yükümlülüklerinin daha fazla bulunduğu yerlerde ise terk edilmiş haldeki bir mülkiyetin kimsenin umurunda olmayacağı düşünülür. Ancak benzer olaylar herhangi bir uygar toplumda da oluşabilir.”


Aynı olay üzerine sosyal bilimcilerin yorumu ise;  “Birkaç kırık penceresi olan bir bina düşünün. Camlar tamir edilmemişse vandallar birkaç cam daha kırmaya meyillidir. Sonunda bina boş ise tüm camları kırılabilir, gecekonduysa belki de yangın dahi çıkarabilirler. Ya da bir kaldırım düşünün. Burada bazı çöpler birikir. Yakın zamanda bu çöpler daha fazla birikir. Sonunda buradaki restoranlar, hatta paket servis yapan insanlar bile çöpleri araba ile poşetler halinde getirerek buraya atarlar. “


Konu ile ilgili en çarpıcı örnek ise efsane New York Başkanı Giuliani’den gelmiş. Gazetecilerle buluştuğu bir gün kendisine “Suçlarla mücadeleyi nasıl başardınız?” sorusu gelmiş. Başkan Giuliani’nin cevabı da kendisi gibi efsane olmuş: 

“Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırılsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar. Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim. Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri, bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım. “


Devamını Oku