love etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
love etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2018 Çarşamba

ESKİ MISIRDA AŞKLAR BİR BAŞKA: 1300 YILLIK AŞK MEKTUBU

Tarihin en önemli ve gelişmiş medeniyetlerinden olan antik Mısır’dan günümüze kadar ulaşan ve bir aşk mektubu olduğu düşünülen gizemli metin deşifre edilmiş. 1300 yıllık bu resimli metinin bir aşk büyüsü olarak kullanıldığını düşünen uzmanlar da varmış.




Tabi o zamanlar telefon yok, sosyal medya yok. Adamlar almış eline çiviyi çekici başlamış aşklarını tablete kazımaya, artık kaç gün sürerse… Bir de reddedildiğini düşün evlerden uzak :) Neyse ki bazı antik toplumlarda papirüs kullanılıyormuş. Medeniyet işte :)


Bundan 1300 yıl önce Antik Mısır’da yaşayan birileri aşkı tarif etmek için, birbirlerine bakan kuş benzeri figürleri kullanıp bir mektup yazmış. Metin, Yunan alfabesini kullanan ölü bir eski Mısır dili olan Kipti ile yazılmış. Ve bu aşk bir şekilde günümüze kadar ulaşmış.


Fransa’da yer alan Strazburg Üniversitesi görevlisi Korshi Dosoo, bu metni analiz etmiş. Çalışmasında aynı dönemde yazılıp günümüze ulaşan papirüs eserlerinden de yararlanmış. Dosoo "Metin, birbirini seven iki insanın bir araya getirilmesini betimleyen bir ritüele ışık tutuyor.” demiş.




Dosoo’ya göre aşk mektubunun üzerindeki kuş benzeri figürlerin arasındaki farklar, birisinin dişi, diğerinin de erkek olduğunu gösteren birer ipucuymuş. Aralarındaki tek bağlantı ise araştırmacıya göre bir zincir ya da aynı şekilde, iki insanın birbirlerine bağlanmalarını betimleyen bir ip olabilirmiş. Figürlerin birbirlerine bağlı iken yüz yüze çizilmeleri ise, metnin bir tür büyü olabileceğini gösteriyormuş.  


Ayrıca araştırmacıya göre metinde sevgilileri bir araya getirmek için sıklıkla kullanılan geyik ve misk parfümü figürleri de yer alıyormuş. Hatta söz konusu mektubun ya da büyü metninin, daha büyük bir şeyin parçası olduğuna ilişkin görüşlerde varmış. Belki de o dönem yaşamış yerel büyücülerden birisinin yazdığı bir el kitabının parçasıdır kim bilir?


Dosoo, “Mısır'dan günümüze kadar ulaşan aşk metinlerinin çoğunda ana problemin kadının erkeği sevmesi değil, birbirlerini sevmelerine rağmen kavuşamamaları oluyor” şeklinde bir açıklamada da bulunmuş. Ayrıca edindiğim bilgilere göre çoğu zaman hiç evlenmemiş genç bir kadının ailesi tarafından korunması ya da başka birisiyle istemeden evlendirilmesi sonucunda bu metinler yazılmış. 


Yani Antik Mısır’da da olsa lanet olası lanetler sevenleri sevdiğine vermemiş arkadaşlar :)

Devamını Oku

27 Ağustos 2018 Pazartesi

BUGÜN NE ÖĞRENDİM? #18

Milletçe bir yerlere adımızı yazmaya bayılırız! Ağaçlara baş harflerimizi kazımak, çöp tenekelerine hedehödölü slogan yazmak, parklardaki banklara kalpler çizmek filan biliyorsunuz adettendir. Özellikle henüz kurumamış beton ya da hafif yumuşamış ahşap bir zemin bulursak bizi kimse tutamaz. Velev ki ortada bir de platonik aşk yaşayan ergenus Ali varsa siper almamızın vakti gelmiştir. Çünkü Ali, Ayşe’yi sevdiğini illa ki gözümüze sokacak ve dağa, taşa, ön kapının girişine hatta ve hatta evimizin duvarına höykürecektir. 




İşte bugün bu lanet olası lanet özelliğin bize özgü olmadığını öğrendim. Tabi bu duruma pek de sevinmedim. Ayasofya’daki mermer korkuluklardan birinin üzerinde 9. yüzyıla ait olduğu ve bir Viking tarafından kazındığı tespit edilen bir yazı varmış. Adama bak, bundan bin küsür sene önce üşenmemiş ve kalkıp mermerin üzerine “Halvdan buradaydı” yazmış. Demek ki atalarımızdan biri Halvdanmış yani. 


Bu arada oradaydıysan da banane yahu !

Devamını Oku

12 Ağustos 2018 Pazar

12 AĞUSTOS FİL GÜNÜ

Onlar akıllılar. Aile odaklılar. Harika hatıralara ve muhteşem hafızalara sahipler. Empati ve öz-farkındalıktan oluşan geniş bir yelpazede acı, sevgi gibi derin duyguları hissedebiliyorlar. Sosyal yapıları güçlü, zor durumda olan bütün türlere yardım edebilecek kadar dayanışmacı, ölenlerin kemiklerine saygı gösterecek kadar vefalılar…




Bugün hem Batı hem de Doğu kültürlerinde hafızayı, bilgeliği, uzun yaşamı simgeleyen ve dokunarak, görerek, duyarak iletişim kuran fillerin günü. 


İşte tam da bu yüzden bugün var gücümüzle bağırıyoruz, yazıyoruz, söylüyoruz yani elimizden ne gelirse yapmaya çalışıyoruz ki bu muhteşem varlıklar öldürülmesin! 
Sirklere ya da hayvanat bahçelerine hapsedilmesin! 
Sırf dişleri için 15 dakikada 1 fil katledilmesin! 
Fildişi avcılığına ağır cezalar ve yaptırımlar gelsin!

Devamını Oku

30 Temmuz 2018 Pazartesi

REMBRANDT'IN AŞKI SASKIA

Rembrandt Harmenszoon van Rijn, 1606’da Amsterdam’a 35 km uzaklıkta, tarım ve eğitim şehri olan Leiden’da doğdu. Babası değirmenci annesi ise bir fırıncının kızıydı. Soyadlarını ise evlerinin kenarından geçen Rijn nehrinden almışlardı. Leiden’da üniversite okuyan Rembrandt, 14 yaşında ressam olmak için okulu terk etti. 


1930’lar Amsterdam’ın ekonomik olarak geliştiği dönemlerdi. Zenginleşen kentliler varlıklarını sergilemeyi seviyorlar ve bu doğrultuda evlerini yeniden dekore ediyorlardı. Birçoğu ise tablolara yönelmişlerdi. Ailelerinin ihtişamını sergileyen gösterişli portreler yaptırmaya başladılar. Rembrandt arkadaşı Jon Lievens ile küçük bir atölye kurdu varlıklı insanların portre taleplerini karşıladı. Sadece resim yapmakla yetinmedi bunun yanında resimler alıp satarak ticarette yaptı.




Rembrandt, Saskia Van Uylenburgh ile sanat tüccarı kuzeni aracılığıyla tanıştı ve O’na aşık oldu. Saskia pek çok çiziminde Rembrandt’ın ilham kaynağı oldu. O’nun yegane çiçeğiydi Saskia. Duyduğu büyük aşka ithafen Saskia’nın resmini yaptı. Resimde bir elinde bir demet çiçek, başında çiçeklerden oluşan bir taç ile onu doğanın çocuğu olarak resmetti. 1634’de evlendiler. Her ikisi de lüks yaşamı seviyordu. Rembrandt müzayedelere katılıyor ve satın alabildiği ne varsa hepsini topluyor ve bunu sanat için yaptığını ileri sürüyordu. Rembrant ve Saskia’nın; Rombertus, Corneilla ve yine Corneilla ismini taşıyan çocukları dünyaya geldikten kısa bir süre sonra öldüler. 1641 yılında Titus isminde bir erkek çocukları hayata tutunmayı başarabildi lakin Saskia vereme yakalandı, üç evladının ölümü ve bu kötü hastalığın ağırlığı Saskia’nın ölümüne neden oldu.



Rembrandt’ın hayatının dönüm noktası bu üzücü olay sayılabilir çünkü hiçbir şey eskisi gibi devam etmedi. Saskia’nın ölümünden sonra Rembrandt’ın parasal sıkıntısı gün geçtikçe arttı, eski müşterileri aramayı kesti ve sonunda bütün varlığını kaybetti. Alacaklılarından kaçarak yoksul bir halde Roozengracht’da bir bodruma sığındı. Oğlu Titus ile sadık bakıcısı Hendrikje Stoffels onu dış dünyaya karşı korudular. Kendi küçük dünyasında yaşamaya ve olup bitenleri sorgulamaya başladı. Zengin insanların ihtişamını sergileyen gösterişli çizgilerle dolu portrelerinin yerini sıradan insanların saflıklarını ve samimiyetini gösteren resimler aldı. 


Aşkla kalın...


Devamını Oku